GAZİ (TOPAL) MİRALAY OSMAN PAŞA(AĞA)
Yıl 1884,Giresun’un hacı Hüseyin mahallesinde hacı Mehmet efendinin evinde, sessizliği bozan bir bebek sesi, gelecekte Türk tarihine ismini altın harflerle yazdıracak mili mücadele kahramanı miralay Osman ağa’nın bağımsızlık sesiydi. Osman ağanın ailesi deniz ticareti ile uğraşan maddi durumları iyi, muhitinde sayılan ve sevilen bir aileydi. Zaman hızla ilerlemiş Giresunlu Osman ağa 20’li yaşlarına gelmişti. Osmanlı imparatorluğu yıkılma ve parçalanma sürecine girmiş birçok cephede parçalanmamak için mücadele veriyordu. Haçlı zihniyetli ülkelerin ve Osmanlının gayri Müslim tebaalarının gözlerini kan bürümüştü. Çürümeye yüz tutmuş yüz yıllık çınara balta üstüne balta vurarak kesmeye çalışırken, çınarın içindende işbirlikçi hainler kemirmeye başlamıştı. O ihtişamlı çınar aynı çınar değil di artık, ama çınarı devirmekte o kadar kolay değildi. Daha sonra ki yıllarda o çınardan Türk milleti bağımsız bir devlet kurdu, adını ise Türkiye cumhuriyeti koydu. İşte miralay Osman beyin ömrü bu mücadele döneminde geçmişti. O bağımsız Türk milletinin tarafında yer almış büyük halk kahramanıydı.
Yıl 1912 Osmanlı imparatorluğu balkan savaşını yapıyordu. Hızlı bir şekilde Osmanlı balkanlardan geri çekiliyor o bölgedeki nüfusu kaybediyordu. Giresunlu Osman Bey, babasının onun için ödediği askerlik bedelini önemsemeden babasına da karşı gelerek 65 gönüllü arkadaşıyla beraber İstanbul’a hareket eder ve balkan savaşına katılır. Çongara muharebesinde ayağı paramparça olan Osman ağa şişli hastanesinde 7–8 aya tedavi görmüş ve sağ bacağı sakat kalmıştır. Birinci dünya savaşı çıktığında yaraları tam iyileşmeden Acara tarafındaki teşkilat-ı mahsusa’da çalışmıştır. Aralık 1913 yılında İstanbul’dan Giresun’a dönmüştü. O artık Gazi Osman ağaydı. Birinci dünya savaşı tüm şiddeti ile devam ediyordu. Gazi Osman ağa 30 Kasım 1915 yılında gönüllü olarak doğu cephesinde Ruslara karşı savaşmıştı. Ruslara karşı verilen harşıt çayı müdafaasında büyük hizmetleri olmuştur.
İmparatorluğun her tarafı ateş çemberi birinci dünya savaşından mağlup ayrılan Osmanlı imparatorluğu Mondros antlaşmasını imzalamak durumunda kalmıştı. Bu bir nevi İmparatorluk topraklarının işgali ve dağılması anlamına geliyordu. Bu dönemde Giresun’un belediye başkanı Hacı bey’di. Hacı bey yaşlanmıştı ve gelişen bu durumlara karşı yeterli teşkilatlanmaları yapamıyor, ruhende işgalci devletlere teslim olmuştu. Belediye başkanlığı bıraktı ve Osman ağa Giresun Türk halkının da desteğini alarak 1918 tarihinde belediye başkanı oldu
Ancak Pontus ileri gelenleri de bu durum karşısında boş durmamış ve Topal Osman’a karşı tedbir almakta gecikmemişlerdir. Gerek İstanbul hükümetine ve gerekse patrikhane vasıtasıyla itilaf devletlerine çektikleri telgraflarda Topal Osman hakkında suçlamalarda bulunmuşlar ve hemen tutuklanmasını istemişlerdir. Bunun üzerine gerek itilaf devletlerinin baskıları ve de gerekse İstanbul hükümetinin galip devletlere hoş görünme çabasının bir sonucu olarak Topal Osman’ın derhal yakalanıp, İstanbul’a getirilmesi kararı alınmıştır. Alınan bu karar bir süre uygulanmamıştır. Fakat Trabzon valisi Mehmet Galip beyin baskıları sonucu Kaymakam Nizamettin Bey durumu Osman Ağa’ya bildirmiş ve bir süre Giresun’dan uzaklaşmasını istemiştir. Her an tutuklanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Topal Osman’da adamları ile birlikte dağa çıkmak zorunda kalmıştır. Nisan 1919’da İstanbul hükümetince tutuklanma emri çıkartılmıştır. Topal Osman ağanın milli mücadelesi ve teşkilatlanması daha da hız kazanmıştır.
Topal Osman’ın dağa çıkmasının ardından, ayrılıkçı Rumlar faaliyetlerini genişletmeye başlamışlar ve Karadeniz üzerinden, bölgeye(gemiler vasıtasıyla) çok sayıda Rum’u ve bunlarla birlikte silah ve cephane sokmaya başlamışlardı. Pontus devleti kurma sevdasına kapılmış Rumların bu ayrılıkçı çabalarına misilleme olarak ta Topal Osman ve adamları, Rum köylerine baskınlarda bulunuyor ve Pontuscu Rumlara korku salmaya devam ediyordu. Ancak bu arada, Ayrılıkçı Rumların bu faaliyetlerine karşılık yöre halkının da direniş hazırlıkları çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Bir araya gelen yöre eşrafı ve aydınları 12 Şubat 1919’da kurulmuş olan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i milliye Cemiyeti etrafında toplanmaya başladılar. Ve bir süre sonrada cemiyetin Giresun şubesini kurdular. Cemiyetin etkin bir örgütlenme faaliyeti göstermesinde cemiyet yöneticilerine ait olan ‘’Işık’’ ve ‘’Karadeniz’’ gazetelerinin büyük payı olmuştur. Ancak Karadeniz gazetesinin sahibi Dr.naci bey Erzurum kongresine Giresun delegesi olarak katılmıştı. Erzurum kongresinde kongre başkanlığı için Trabzon delegesi Ömer Fevzi beyi desteklemiş, Mustafa kemal paşa’ya muhaliflik yapmışlardı. Bunu duyan Topal Osman ağa Giresun delegelerine çok kızmış ve araları açılmıştı. Bunun üzerine Dr.naci bey Karadeniz gazetesini kapatmak durumunda kalmıştır. Muhalif diğer Giresunlu delege İbrahim Hamdi ise İngiltere’ye gitmiştir. Muhaliflerin başı Ömer Fevzi ise bir yıl ortalardan kaybolmuş daha sonra Balıkesir’de ortaya çıkmıştır. İRŞAD isminde bir gazete çıkartmış ve işgalci Yunanlıların sözcülüğünü yapmaya başlamıştır. Osman Ağa, Karadeniz boylarında, mücadele sahasını genişletirken hedefe yalnız silahla varılamayacağını da hesaplamıştı. Silah kadar, gazetenin de öneminin farkındaydı ve bu yüzden de Şubat 1920’de‘’GEDİKKAYA’’adını verdiği bir gazetenin yayınına başlamıştı. Bu gazete sayesinde Yunan mezalimini şiddetle kınıyor, Venezuelas’a tehditler savurarak, misilleme harekâtında bulunacağını bildiriyordu. Bunu yapmaktaki amacı Yunan mezalimini biraz olsun hafifletebilmekti. Giresun ve yöresinde bu gelişmeler olurken Avrupa devletleri ve Yunanistan bu durumdan oldukça rahatsız olmuşlardı.
Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri üzerine 17 Mayısta(İzmir’in işgalinden 2 gün sonra)Çamlı çarşı’da, camii şerifte toplanan binlerce Giresunlu büyük bir miting düzenlemişler işgali ve işgale göz yuman itilaf devletlerini protesto etmişlerdi. Sadece protesto etmekle kalmamışlar miting ten hemen sonrada padişaha, hükümete ve İstanbul’daki, İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan temsilciliklerine de, birer protesto telgrafı çekmişlerdi.
İzmir’in işgalini takip eden haftalarda Giresun ile birlikte Karadeniz’in diğer limanlarına da, Rum akını baş göstermişti. Giresun’da artık bir Pontus Rum devleti kurulmuş gibi şımarıklığa başlayan Rum idareciler Kaymakam Nizamettin Bey’i azletmişler yerine Damat Ferit Paşa yanlısı olan Baki Nedim’i getirtmişlerdi ve onu da istedikleri gibi kullanıyorlardı. Kaymakam Baki Nedim, Osman Ağayı öldürtmek için harekete geçmişti ve bu iş içinde Rizeli Ekşioğlu Mehmet Ağayı kiralamıştı. Ancak Rizeli Mehmet Ağa’nın durumu Osman Ağa’ya bildirmesiyle plan suya düşmüş ve Osman Ağa hesap sormak için kaymakamı kaçırmıştı. Ancak Trabzon valisi Galip Bey’in ısrarları üzerine, Kaymakam Baki Nedim canını kurtardı ve Trabzon’a gönderildi. Topal Osman ağa 29 Mayıs 1919 yılında havza’da gizlice Mustafa Kemal paşayla görüşür.
Haziran 1919’a gelindiğinde örgütlenme doğrultusunda önemli adımlar atılmış ve Giresun muhafaza-i Hukuk-i Milliye cemiyeti oldukça güçlenmişti. Ancak, Rumların sürekli silahlanmalarına karşılık Yerli halk henüz silahsızdı. Cemiyet yöneticileri bu dengesizliği ortadan kaldırabilecek yegâne gücün Topal Osman çetesi olduğu kanısındaydılar. Bu yüzden Topal Osman ve adamlarını bağışlatıp yeniden Giresun’a getirmenin yollarını aramaya başladılar.
Bu arada Giresun Rumlarının faaliyetlerini yakından izleyen Topal Osman Ağa, Giresun da bir güç gösterisi yapmak için fırsat kolluyordu. İşte bu fırsatı, Haziran ortalarında bulmuştur. Giresun’daki Rum okullarından birinde 11 Mayıs Pazar günüden itibaren Yunan bayraklarının asılması ve bu tarihten sonrada asılı tutulmakta inat edilmesi üzerine 5 haziran 1919’da Topal Osman ve 20 adamı, Rum okulun önünde mevzi alırlar. Kontrolü sağladıktan sonrada bayrağı indirip parçalarlar. Adamları, Topal Osman’a bayrağı asan kişi olarak doğramacı ustası olan Aristidi, Bonovani’yi de getirirler. Topal Osman ve adamları yanlarına aldıkları doğramacı ustasıyla birlikte oradan uzaklaşırlar. Ertesi gün Doğramacı Ustasının cesedini dalgalar sahile vurunca, Giresun Rumlarında yeniden, Topal Osman korkusu başlar. Bu fırsatı iyi değerlendiren, Osman Ağa, Giresun ve civarındaki tüm Rum metropolitlerini ve ileri gelenlerini tehdit etmeye başlar. Hakkındaki suçlamaların geri alınmasını, aksi takdirde baskınlara devam edeceğini, hatta daha da şiddetleneceğini tüm Rum ileri gelenlerine bildirir. Gerek bu tehditler gerekse cemiyetin yoğun çabaları sonuç verir ve bir ay içersinde çıkartılan bir ‘’aff-ı şahane’’ ile Temmuz 1919 yılında Topal Osman ağa bağışlanır. Bu affın ardından şehre inen Topal Osman hem belediye reisliğine getirilir, hem de cemiyetin başkanlığına seçilir.
1920’nin son aylarında Topal Osman, Giresun’a artık iyiden iyiye hakim olmaya başlamış, çevre köylere ve limanlara yapmış olduğu baskınlarla saygınlık kazanmış ve de bu yolla çevresine çok sayıda silahlı adam toplamayı başarmıştı. Nitekim Osman Ağa, daha I.Dünya savaşında, Batum’da, Gürcü Osman bey adında biriyle anlaşmıştı ve Giresun’a silah getirtmeyi başarmıştı. Öyle ki küçük bir kıyı kasabası olan Giresun’da silah sayısı kısa sürede 5.000’i aşmıştı.
1920 yılı Eylül ayında, Ermeniler karşısında hayli zor anlar yaşayan Kazım Karabekir’e destek olmak için bu cepheye de giden Giresunlu gönüllüler, Karabekir'in komutasında epey önemli görevler yapmışlardır.
Topal Osman’ın bu güçlü konumu sonunda, Giresun’da iki başlı bir yönetim yaratmıştı. Giresun’un Nedim Beyden sonraki kaymakam Hüsnü Beyle, Topal Osman sık sık sürtüşmeye başlamışlardı. Son olarak Ahmet ağa adında bir motorcuyu vurduğu iddiasıyla, Topal Osman’ı tutuklamaya kalkınca, Jandarma birlikleri ile Topal Osman çetesi arasında bir çatışma çıktı. Ancak miralay Rasim Bey çatışmayı güçlüklede olsa önlemeyi başardı. Bu olayın ardından Topal Osman, kaymakam Hüsnü Bey ve Jandarma Yüzbaşısı Suphi Bey’e yönelik tehditleri sıklaştırılmış ve sonunda her ikisi de şehri terk etmek zorunda kalmışlardır. Topal Osman ile Jandarma birlikleri arasındaki çatışmayı güçte olsa önlemeyi başaran, miralay, Topal Osman’a, Ankara’dan sırf kendisini denetlemek ve M. Kemal’in yeni muhafız birliğini oluşturmak üzere kendisini de alıp, Ankara’ya götürmek için geldiğini anlatır. Onu ikna eder ve Ankara’ya doğru yola çıkarlar.
Ekim 1920'de, Giresun'dan Ankara'ya hareket eden Giresun uşakları, 12 Kasım`da başlarında Topal Osman olduğu halde Ankara`ya varırlar. Aynı gün, 10 kişilik bu kuvvet, Mustafa Kemal'in muhafızlığı görevini üstlenilir. "Giresun Gönüllü Müfrezesi" adını alan ve daha sonra sayıları 250'ye ulaşan bu grup, Ayrancı yakınlarında "Papazın Köşkü" denilen yere yerleştirilirler. Mustafa Kemal'in muhafızlığı görevini üstlenen Osman Ağa; O'na yöneltilen eleştirilere hiç tahammül edemezdi. O'nu sadece silahlı saldırılardan değil, sözlü saldırılardan da korumak için ne gerekirse yapacak derecede gözü kara olan Osman Ağa, bir defasında maiyetindekileri etrafına toplayarak onlara şöyle demiştir."Mustafa Kemal`e hiçbir şey olmayacak. Eğer O'na bir şey olacak olursa, kendinizi ve hatta memlekette bıraktıklarınızı dahi yok bilin !"
II. İnönü savaşından iki hafta önce, Koçgiri ayaklanması baş göstermişti ve bu ayaklanmayı bastırması içinde, merkez ordu kumandanı Nurettin Paşa görevlendirilmişti. Ancak onun yeterli olamayacağı düşünülür ve Nisan-mayıs 1921’de Topal Osman ağa ve 47.gönüllü alayını da bölgeye gitmesi için emir verilir. Bunun üzerine Topal Osman ağa tekrar Giresun’a geri döner ve yeni gönüllüler müfrezesi oluşturarak, ayaklanmanın olduğu bölgeye hareket eder. Ayaklanmanın bastırılmasında büyük rol oynayan Topal Osman, henüz Giresun’a dönmüştü ki batı cephesinden gelen kötü haberler neticesinde tekrar Ankara’ya hareket etmek zorunda kalır.
Ağustos 1922’de Sakarya meydan muharebesine katılmak için Giresun’da oluşturulmuş olan alaylardan,42.alayın başında Binbaşı Hüseyin Avni Bey, 47.Alayın başında ise Miralay Topal Osman ağa bulunmaktaydı ve Sakarya savaşına katılmış olan 5.000-6.000 kişilik Giresun alayından geriye(savaş sonunda)sadece 400 kişi kalmıştı. Sakarya zaferinin ardından Giresun’a tekrar dönen Topal Osman ağa ve adamları, M. Kemal’in Büyük Taarruzu başlatan emriyle tekrar, batı cephesine hareket etmişler ve Afyon cephesinde ilk şehitlerini vermeye başlamışlardı. Ama artık ışıklı, aydınlık günlere doğru bir yarış başlamıştır.
Büyük zaferinde kazanılmasının ardından artık silahlı mücadele sona ermiş, siyasi mücadeleye başlamıştı. Sıcak savaş bitmiş, soğuk savaş tüm hızıyla devam ediyordu. Silahlar artık susmuştu ancak T.B.M.M de şiddetli tartışmalar baş göstermişti. Ve Mustafa Kemal’e karşı çok yoğun muhalefet başlamıştı.
Osman Ağa, Atatürk'ün yanından hiç ayrılmaz, meclis tartışmalarına bile, asker kıyafetleri ile katılırdı. Atatürk`ün muhafızlığını yapan Osman Ağa, artık Atatürk'ün de kontrol edemediği bir noktaya gelmişti. Bu durum, hilafet isteyen meclis ikinci grubu tarafından eleştiriliyordu.
İkinci grubun sözcüsü ve lideri Trabzon Mebusu olan Ali Şükrü idi. Ali Şükrü tarafından, Atatürk'e yönelik bir eleştiri geldiğinde Osman Ağa devreye giriyor, gereken! Uyarıları yapıyordu. Bütün bu uyarmalara rağmen, Trabzon Mebusu Ali Şükrü meclis müzakerelerinde 2.grup adına söz alıyor hararetli konuşmalar yapıyordu.5 Mart günündeki ateşli tartışmalarda bir denizci, soğukkanlı iyi bir hatip, gösterişli bir zat olan Trabzon Mebusu Şükrü Bey, uzun ve sert tenkitleri sırasında; '- Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zafer Lozan`da heba edilmiştir. (Yok, edilmiştir, harcanmıştır.)' dedikten sonra bu suçlamalarını; '- Bu murahhas heyetin sulh meseleleri üzerinde sözleri olamaz efendiler. Bunların vazifeleri bitmiştir!' diye haykırdı.
Ali Şükrü Bey'in konuşmasını müteakip İzmir Mebusu Sırrı Bey söz aldı. Aynı meyanda sürdürdüğü konuşması ile meclisin havasını daha da gerginleştirdi. Son olarak söz, yine Ali Şükrü Bey'deydi. Hava artık iyice kızışmış, Mustafa Kemal'in bu tenkitlere yanıt vermesi bir zorunluluk haline gelmişti. M.Kemal söz alıp kürsüye çıktı. Ali Şükrü Bey'in sürekli olarak bende konuşmak isterim, yeriniz orası değildir şeklindeki sözleri üzerine, Birinci ve ikinci grup üyeleri birbirlerinin üzerine yürümüşler, vuruşmaya kıl payı kalmıştır. Hatta Mustafa Kemal, eli cebinde kürsüden inmiş, ikinci grup lideri Ali Şükrü Bey'in üstüne yürüyerek; 'Memleketi zarara sokuyorsunuz, amacınız nedir ?' demiştir. Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy elindeki çanı Mustafa Kemal'in önüne atarak ortalığı yatıştırmaya çalışmıştır.
Ali şükrü bey boğularak öldürülüp cesedi Çankaya’nın mühye köyü yakınlarında bir yere çadır bezine sarılı bir şekilde gömülü olarak bulunur.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlayan, ateşli ve hakaretamiz tartışmalar sonunda, Ali Şükrü'yü Topal Osman Ağa'nın öldürdüğü kanısına varılır.. Ancak işin daha da kötüsü, Mustafa Kemal zor durumda kalmıştır. Çünkü en ateşli karşıtlarından birisi öldürülüyordu. Böyle bir durumda herkesin Mustafa Kemal'den şüphelenmesi olağan bir durumdu. Bu şüpheli durumun ortadan kaldırılması için Ali Şükrü'nün failinin yakalanması gerekiyordu.
Topal Osman Ağa'nın öldürülmesi Bu amaçla General İsmail Hakkı Tekçe komutasındaki meclis muhafız taburu 2 Nisan 1923 günü Osman Ağa'nın evini çevirir. Ve çatışma başlar. Topal Osman Ağa öldürülür. Topal Osman'ın ölüsü, İsmail Hakkı Tekçe'nin anlatımına göre meclis kararıyla gömüldüğü yerden çıkarılır. Kafası kesilmiş olduğu için ayaklarından baş aşağı asılır. Ve ceset asılı olduğu halde 3 gün orada durur.Böylece, Milli mücadele yıllarında Giresun’a damgasını vuran, vatanına gönül vermiş bir halk kahramanı olarak ortaya çıkan, yöredeki Rum çeteleriyle amansız mücadelenin yanı sıra, Sakarya savaşında, Koçgiri ayaklanmasında da destanlar yazan Topal Osman ağanın hayatı beklenmedik bir biçimde son bulur…
Sonuç olarak Giresun ili Milli mücadele yıllarında işgale uğramamış olmasına rağmen özellikle Topal Osman Ağa’nın kurmuş olduğu gönüllü müfreze birlikleri ile Milli mücadeleye oldukça büyük katkılar da bulunmuşlar ve Giresun ve civarında kurulmak istenen Rum Pontus devleti hülyalarını suya düşürmeyi başarmışlardır. Ve yine kurmuş oldukları Müdafaayı Hukuk-i milliye cemiyeti ile de ne kadar organize bir millet olduklarını tüm dünyaya göstermişlerdir…
Nisan 1923 yılında Giresun matem havasında onurlu, yiğit, bahtsız kahramanını karşılıyor. Onu Giresun kalesine defnediyorlar. Daha sonra Mustafa kemal paşa’nın Giresun’u ziyaretinde Osman ağanın mezarını ziyaret etmiş, duygulu anlar yaşamıştır. Onun için Cumhuriyet şehidi demiş, mezarın kalenin en üst noktasına naklini ve bir anıt mezar yapılmasını emretmiştir. Mart 1925, Miralay gazi Osman paşa son istirahatgahına kavuşmuş kalbi buruk bir şekilde Giresunlu uşakları seyrediyor.
Üzeyir AKTAŞ